< AŞK, tuhaf bi cesaretle herşeye meydan okumaktır... - Blogcu





KELEBEK İLE PAPATYA

Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
"Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.

Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa
benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."

Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum"
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..."
diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.

İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,

sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.

İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:

Seviyor mu, sevmiyor mu?

Aşk benim adım, aşk...

Aşk benim adım, aşk... kısacık bir kelimeyim ama anlamım ansiklopedileri aşar. Ne rengim belli, ne zamanım? Ansızın dikiliveririm karşınıza. Beklenmedik zamanlarda sinsice süzülürüm yüreklerinize.Adım aşk benim...

Bir bakmışsınız hızlı hızlı çarptırmaya başlamışımdır kalbinizi. Heyecan yüklerim benliğinize, bir anda değiştiririm renginizi. Siyahtan maviye yol alır kalpler benimle.En acılı yüreğe bile huzur verir benim adım. Benim adım aşk...

Gece gündüz demeden damarlarınızda dolanırım.
Gururunuzu ve mantığınızı silerim bir anda... Size aynı anda korkuyu ve cesareti verip, hayatınızı en tatlı oyuna dahil ederim. Ben ruhunuza güneş gibi doğduğum gibi, bazen geceleri getiririm.Benim adım aşk...

Ben bir karmaşayım.Size şiirler, mektuplar ve güzel sözleri yazdırtan duyguyumdur ben. Bir gülde değişir bazen adım ve sevgiliye yol açarım kalpten kalbine. Ben size en aptal şeyleri yaptıran şeyim aslında. Aşk benim adım, aşk...

Bazen ruhunuzu sıkıştırıp, sizi kendinizle başbaşa bırakırım ve benim sayemde birleşir sevdiğinizle elleriniz. Ben öyle bir şeyim ki sizi hem hayata bağlarım, hem hayattan soyutlarım. Ben yaralarım ve yaralarınızı saranım. Benim adım aşktır...

Ben çözümü en zor vakayım.Aşk benim adım, aşk... Anlamım ve yaşatacaklarım sınırsızdır aslında ama ne gerek var hepsini şimdi anlatmaya. Benim adım aşk...

Beni yaşadıkça tanıyın. Bir gün elbet sizin yüreğinize de uğrarym. Benim adım aşk... Ben bambaşkayım.

Lütfen Yağma..Dur Artık…(Karla geçen bir konuşma)

Lütfen Yağma..Dur Artık…(Karla geçen bir konuşma)


Ne olur yağma, dur artıkLütfen dur..
……….
……….
(Kar Tanesi)
Anlamıyorum… Neden?... Neden dur diyorsun şimdi bana?.. Neden çağırmışken bütün kalbinle beni ve ben şimdi yağarken senin istediğin gibi..Neden dur diye haykırıyorsun, üzerine düşerken mutlu olman için… Ne istiyorsun sen… Derdin ne söyler misin… Oyun mu istiyor canın yoksa…
Görmüyor musun çocuklar ne kadar mutlu, duymuyor musun seslerini… Hem sen değil miydin her yer bembeyaz olsun, kardan kadın yapalım, kartopu oynayalım diye tutturan arkadaşlarına… Öyleyse neden şimdi dur diyorsun her yağışımda… Neden istemiyorsun artık beni…
……….
……….

Tamam her şeyi bembeyaz bir örtüye bürüdün..Evet her şey çok güzel gözüküyor gözümüze..Belki kar topu oynamak çok zevkli, kardan kadını kendi kıyafetlerimizle sarmalamak hatta… Haklısın, ama dur..Lütfen dur
Biliyorum, farkındayım çocuklar çok mutlu senin yağmandan üzerimize ve tüm sokaklar çocuk çığlıklarıyla dolu… Ama dur, yağma artık
İnan… İnan beni en çok çocukların mutluluk çığlıkları sevince boğar, en çok onların yüzü güldü mü güler gözlerimin içi…Ve en çok seni izlemeyi severim yağarken, en çok senin altında yürümektir hoşuma giden… Hatta sen beyazlığınla bürümeden önce yeryüzünü; çok istemiştim yağmanı evet…Haklısın o yüzden şimdi bu çağrıma kızmakta; ama inan var bir sebebi, inan durman gerekiyor artık..Yağmaman hatta…
Eğer merak ediyorsan, sana da anlatırım sebebini bana söz verirsen yağmayacağına dair… Anlatırım bu kadar yağma diye seslenmemin sebebini, yeter ki dinle beni…Biliyorum ki dinlersen sende hak vereceksin yüreğime, sende anlayacaksın demek istediğimi…
………
………

(Kar Tanesi)
Anlamıyorum bu kadar önemli olan ne yağmamam için… Nedir bu kadar sorun yaptığın algılayamıyorum inan… Ama madem anlatmaktır dilediğin, madem dinleyince hak vereceğim sana… Anlat…Anlat lütfen, anlat ta bileyim bende sorun nerde..Bileyim nedir hak vereceğim…
………
……...

Cemile Abla’yı tanır mısın bilmiyorum… Ve tabii Derya… Bende yeni tanıştım onlarla… Kırk sekiz saat olmadı karşılaşmamızın arasından geçen zaman…
Ben üzerimdeki kalın kazaklara rağmen üşüyordum delice ama gene de yağmanı istiyordum tüm kalbimle inan… Sonra Cemile Abla’yla karşılaştım üzerinde eski bir elbise; elinde bir araba, çöpleri karıştırıyordu yanındaki on yaşındaki kızıyla… Derya büyümüşte küçülmüş, bakışlarından zekası fışkırıyor dışarıya..Ama üşümüş, ama o incecik kıyafetinin altında bedeni titriyor… Kıpkırmızı olmuş yanakları Derya’nın… Öyle yaşıtları gibi iyi beslenmekten de değil üstelik yanaklarının allığı inan…Soğuktan kızarmış elleri, yanakları, o minicik burnu küçük kızın… Ayakkabısından su giriyor belli; yırtık pırtık bir ayakkabı ayağındaki… Annesine sarılıyor sık sık,
“Çok soğuk anne.”
Diyor, biz Cemile Abla’yla konuşurken laf arasına girerek.. Cemile Abla üzgün, çaresiz bakışlarla bana bakarken sarılıyor yavrusuna,
“tamam kızım, az kaldı işimiz…Eve gidince yakarız sobamızı sıcacık olur…” hafiften kızarak devam ediyor…
“Hem ne kadar dirençsiz olmuşsun sen öyle bakim, o kadar soğuk değil dışarısı..”
Diyor kızına, üşüyen bedenini hissettirmeden ona… Bana da belli etmemeye çalışıyor soğuğun aslında kemiklerine kadar işlediğini; ama ben görüyorum onunda aslında titrediğini… Sonra konuşmamız yarım kalıyor, üşümenin çaresizliğiyle Derya’nın gözlerinden akan gözyaşlarına tanıklık etmemizin üzerine… Üzülüyorum Derya’nın ağlamasına… Kendime bakıyorum… Utanıyorum… Kalın bir montla dolaşırken ve üşürken; onun gözünden akan yaşlarla eziliyorum… Montumu çıkarıyorum hemen, onu sarmalıyorum.. Cemile Abla kızıyor…Gururu, kızı üşüse de monta göz yummasına izin vermiyor…
“Yoo bu soğukta olmayın kabanınızdan..Kızım alışıktır soğuğa..Alışık olmasa da alışmak zorunda..Siz üşümeyin… Biz bakarız başımızın çaresine..”
Diyor, utanıyorum yaptığım davranıştan dolayı bu sefer… Özür dileyen bakışlarla uzattığım montumu alıyorum tekrar…
“En azından…”
Diyorum,
“eldiveni kabul edin lütfen… Hem ben bu eldivenler yüzünden hiçbir şeyi tutamıyorum sıkıca… Kavrayamıyor, hissedemiyorum … Zaten evde bir tane de yedek var… Bunu hediye etmek istiyorum ona… Derya’yı çok sevdim inanın, benden bir hatıra kalsın istiyorum minik kıza…”
İnanmıyor ama kızının gözünden akan yaşlara da dayanamıyor ana yüreği, peki diyor bakışlarıyla.Ben elleri donmak üzere olan Derya’ya uzatırken eldivenleri kafasını çeviriyor görmemek için…
Sonra yürürken bir yandan da konuşmaya devam ediyoruz Cemile Abla’yla, bu arada otobüse binene kadar montumu vermeye de ikna ediyorum Derya’ya…
“En azından on beş dakika sıcak kalsın vücudu…”
Diyorum… O sırada Cemile Abla anlatmaya başlıyor birlikte iteklediğimiz hurda arabasıyla ilerlerken yolda…
“Biz gene iyiyiz ablacım.Buna da şükür, bizden kötüler var şu soğuklarda… Belki yakacağımız yok ama sobamız var evimizde…Belki sıcak değil ama kafamızı sokacağımız bir evimiz var küçük olan… Bizden daha kötülerde var buna da şükür…Geçen gün Ethem Dayı donarak öldü bizim sokakta… Evi de vardı ya kullanmazdı onu .. Karısını hatırlardı hep de atamazdı içeri kendini..Bu yüzden dışarıda dolaşırdı sürekli… Parası da yoktu garibin…Her kış ölümü beklerdi sanki..Bu kış geldi ölüm yanına…
Dışarıda, soğuklarla savaşan bir sürü insancık var her köşe başında… Yaşamaya çalışan, bu soğuklarda..Biz iyiyiz aslında… Buna da şükür…”
Diyor yollarımızın ayrılma noktasına geldiğimizde, Derya’nın üzerindeki montumu bana uzatırken…
Tam ayrılırken tekrar sesleniyorum Cemile Abla’ya..
“Abla…”
Diyorum döner umuduyla…Dönüp bakıyor bana soran bakışlarla…
“Sen…”
Diyorum..
”Sen daha iyi bilirsin garipleri.Evde bir sürü giymediğim kıyafetim var…Kardeşime yollayacaktım ama gönderemiyorum..Sana versem, sen de dışarıdaki kimsesizlere…”
Derken sözümü kesiyor..
“Tamam..”
Lafı çıkıyor ağzından..
“Ben yarında bu saatlerde burada olurum getir…Ama ihtiyacın olmayanları getir… Yoksa getirme diyor…”
“Peki..”
Diyerek ayrılıyorum yanından… Eve geliyorum sonra zar zor… İçerisi soğuk, buz gibi.. Hemen sobayı yakmak için kovayı doldurmaya başlıyorum.Birden duruyorum sonra Derya’nın gözyaşları aklıma gelince…
“Bu akşam yakmayacağım sobayı…”
Diyorum…
“Derya ve dışarıdakiler nasıl üşüyorsa bende üşüyeceğim ve anlayacağım ne durumdalar…”
Yakmıyorum sobayı..Ellerim üşüyor, ayaklarım buz kesiyor; gene de yakmıyorum sobayı… Uyuya kalıyorum soğukta… Kalktığımda titriyor bedenim… Ağlamaya başlıyorum … Ben, aslında sıcak olan evimde üşürken; o insanları hiç düşünmediğim için ağlıyorum, kendimden nefret ederek.. Hemen bütün kazaklarımı çıkarıyorum dolabımdan; az kullandıklarımı ve hiç kullanmadıklarımı koyuyorum bir köşeye… Sonra çıkıyorum Derya için hediyeler seçiyorum…Ayakkabı, çorap, pantolon… bir yandan da düşünüyorum Cemile Abla’yı kızdırmadan verebilmenin yollarını..Cemile Abla’ya da montlarımdan birini seçiyorum… Onları göreceğim saatin gelmesini bekliyorum heyecanla ve hemen gidiyorum karşılaştığımız çöp tenekesinin yanına… Cemile Abla’nın yüzü gülüyor beni görünce..
“Geleceğine inanmıyordum.”
Diyor…. Elimdeki torbaları uzatıyorum..
“Buda sizler için diyorum…”
Bakışları değişiyor hemen..
“Sakın kızma abla..Bunlar hediye..Neden diye soracaksın biliyorum… Şöyle diyelim insan olduğumu hatırlattığınız için küçük birer hediye bunlar.Kabul etmezsen çok üzülürüm inan…”
Diyorum..
Gene, aslında minik kızına yenik düştüğü için gururu, kabul ediyor almayı biliyorum… Bende daha fazla uzatmayıp karşılaşmayı, bakışlarım yerde uzaklaşıyorum onlar çöpleri karıştırmaya devam ederken… Ondan sonrada bir daha görmüyorum Cemile Abla ve Derya’yı…
………….
………….
(Kar Tanesi)
Ve bu yüzden istemiyorsun yağmamı?
………..
……….
Evet… Bu yüzden istemiyorum yağmanı..Dışarıda birçok insan üşürken delice ve yatacak ev bulamazken kendine..Birde sen yağıp ta zorlaştırma işlerini..
Evet birçok çocuk mutlu yağmandan belki…Belki kardan adam yapmayı çok seviyor hepsi ama birde soğuktan donmak üzere olan minik yürekler var biliyorsun.. Biliyorsun onların nasılda zorlandıklarını sende.. Belki kardan adam yapan çocuklar kendilerine başka bir mutluluk kaynağı bulurlar gün içinde ama; üşüyen vücutlar yeni bir ruh bulamazlar yitip giderlerse…
İşte bu yüzden durmanı istiyorum senden..Bu yüzden dur diye bağırıyorum sana… Yitip gitsin istemiyorum kimsesizler..Üşüsünler, titresinler istemiyorum dışarıda.. Elimden daha fazlası da gelmiyor üzülmekten başka… Birde sana sesleniyorum böyle ara sıra… Bu yüzden diliyorum durmanı..Bu yüzden yalvarıyorum sana..
Dur lütfen yağma daha fazla…

AĞAÇ

Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç

de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi.

Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık

olmasa da, evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne

kadar da dil dökmüşlerdi. Ama şimdilerde, küçük bir söz, ufak bir hadise

aralarında orta çaplı bir kavganın çıkmasına yetiyordu.



Bir akşam oturup, ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler. Her ikisi

de, boşanmayı istememekle beraber, işlerin böyle gitmeyeceğinin

farkındaydılar. Erkek, "Aklıma bir fikir geldi" dedi. "Bahçeye bir agaç

dikelim ve eğer bu agaç üç ay içinde kurursa boşanalım. Kurumaz da büyürse

bunu bir daha aklımızdan geçirmeyelim. Bu süre içinde de ayrı ayrı

odalarda kalalım."

Bu ilginç fikir hanımının da hoşuna gitti. Ertesi gün gidip bir meyve

fidani aldılar ve birlikte bahçeye diktiler. Aradan bir ay geçti. Bir gece

bahçede karşılaştılar. Her ikisinin de elinde içi su dolu birer bidon

vardı.

BEKLEMEK

Daha henüz 18 yaşındaydı ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapatmıştı kendini...Sokağa çıkmıyordu. Annesi, bir de kendisi. O kadardı bütün hayatı...

Bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa...Bir yığın vitrin önünden geçti, tam bir CD satan dükkânı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu, geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi
yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar...

Hani,ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte...İçeri girdi. Kız,
gülümseyerek koştu ona; "Size nasıl yardım edebilirim?" diye. Nasıl bir gülümsemeydi o...Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı...

Kekeledi, geveledi, sonra "Evet!" diyebildi. Rastgele birini işaret ederek; "Evet, şu CD'yi bana sarar mısınız?" dedi. Kız CD'yi aldı, içeri gitti, az sonra paketle geri geldi. Gençkızdan aldı paketi, çıktı dükkündan, evine döndü. Paketi açmadan dolabına attı...

Ertesi sabah gene gitti aynı dükkâna...Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve
getirdi, attı paketi dolaba gene açmadan...Günler hep alınıp, sardırılan CD'lerle geçti. Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda...

Annesi; "Git konuş oğlum, ne var bunda?" dedi. Ertesi sabah,bütün cesaretini topladı, erkenden dükkâna gitti. bir CD seçti. Kız gülerek aldı CD'yi, arkaya gitti paketlemeye.
Kız içerdeyken bir kâğıda "Sizinle bir gece çıkabilir miyiz?" diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi,notu kasanın yanına koydu gizlice.

Sonra,paketini alıp kaçtı gene dükkândan... İki gün sonra evin telefonu çaldı... Anne açtı telefonu. Dükkândaki tezgahtar kızdı arayan. Delikanlıyı istedi, notunu yeni bulmuştu da...

Anne ağlıyordu... "Duymadınız mı?" dedi. "Dün kaybettik oğlumu."
Cenazeden birkaç gün sonra anne, oğlunun odasına girebildi sonunda. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı, oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü. Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı. İçinde bir
CD vardı, bir de minik not...
"Merhaba, sizi öyle tatlı buldum ki, daha yakından tanımak istiyorum. Bir akşam birlikte çıkalım mı?
Sevgiler... Jacelyn "
Anne, bir paketi daha açtı, onda da bir CD ve bir not vardı: "Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık.
Sevgiler...Jacelyn "

LÜTFEN SEVDİĞİNİZİ BELLİ ETMEKTE VE SÖYLEMEKTE GEÇ KALMAYIN OLMAZ MI!

YÜREĞİNE SEÇTİĞİN OYUNCAK BEN MİYDİM???

Yalanmis ne varsa yasadigimiz.

Ne varsa soyledigin, ne varsa hissedilen, her sey yalanmis. Bu kadar gec mi anlamaliydim? Bu kadar cok mu baglanmis olmaliydim?

Neden en basinda degil de simdi? Ben miydim yuregine sectigin oyuncak?

Kaybolan zamanlar, yitik umutlar gelir mi geri?
Issizdim.
Yapayalnizdim.
Çaresizdim.
Karanlik ve de tukenmistim gittiginde. Sustum, soyleyemedim.

Icim agliyordu da bir damla gozyasi dokemedim. "Seviyorum" diyemedim.
Topragin kokusunu, havanin kokusunu, ciceklerin kokusunu hepsini bir bir cektim icime bir Senin kokundu bilmedigim.

Alakadar olmadigim ne varsa bildim. Hepsini ezberledim. Yalnizca Sendin bir kelime edemedigim.

Sesini bilmedigim, yuzunu gormedigim, sadece hayal edebildigim bir guzelliktin. Dolasiyordun damarlarimda. Sen sadece kendini anlattigin kadardin.

Bir de Seni icimde buyuttugum kadar.
Suskundum.
Tek basinaydim.
Asiktim.
Yanmis ve de kahrolmustum gittiginde.Yasamak bile istemedim.

Olmeye de cesaret edemedim.

"Seviyorum" diyemedim.

Dur! deseydim, kal! deseydim kalİr miydin benimle?

Gitme! Desem, dinler miydin beni?

"Sevdim Seni hem de aklinin alamayacagi kadar"deseydim inanir miydin?

Sen de beni en az benim kadar sever miydin? Of! Yaniyor icim.

Sen boyle gitmemeliydin. Hani ben vazgecilmezindim.

Hani ugrumda her seyi goze alirdin?

Hani "cik gel!" desem en uzak yollardan bana varirdin?

Hani imkânsizlik denen bir sey yoktu? Hani seven her engeli asardi?

Yeminlerin, sözlerin hani? O büyük sevdan nerede hani?
Saskindim. <******>
Yikik ve viraneydim sen gittiginde.

Gitmezdin! Ya sevseydin ya da yokluguma dayanamaz gelirdin.

Ama gittin ve ben bakakaldim arkandan.
"Seviyorum"diyemedim.
Yalanlarin, yanlislarin, hatalarin ve de pismanliklarin hepsi Senin olsun gelme!

Gittigin yer, hiç olmadigin dunyamdan daha fazla mutluluk vermeyecek sana bilesin!

Affim yok! Ne sana ne de yaptiklarina.
Vazgeçmistim.
Rest cekmistim.
Savrulmustum.
Harabe ve yok olmustum sen gittiginde.

Yasamadiklarima pismanlik soyle dursun, yasadiklarima lanet olsun.

Geri donme sansimiz olsa belki soylerdim.

Tekbir sey kaldi icimde; "Seviyorum" diyemedim

Boşver be yaşı başı!

Boşver be yaşı başı!

 

gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?..
büyü büyü...
bak ellerin ayakların kocaman.
aklın da maaşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?
takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü,
öl gitsin...
parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin...
Boş ver be yaşı başı,
kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?.
Aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna...
yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...
yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
sen mi biteceksin? çekeceksen bile bayrağı,
YAŞADIM ULAN     dibine kadar diyemiyecek misin?

Can Yücel

 

 

yardım

Bir gun, lisede iken,
sinifimdan bir oglana rastladim eve donerken.
Kayl idi ismi.
Okuldaki butun kitaplarini sirtlamisa benziyordu.

Kendi kendime, "Neden biri okuldaki kitaplarini eve getirsin cuma aksami,

gerçekten hafiz olmali bu oglan" diye dusundum.
Benim hafta sonum pilanlanmisti bile( partiler ve futbol, arkadaslarimla yarin ogleden sonra), omuzlarimi silktim ve yoluma devam ettim.
Yoluma devam ederken, bir gurup oglanlarin ona dogru kostuklarini gordum.

Onu itelediler, butun kitaplarini dusurttuler ve çelmeleriyle oglani çamur işine dusurttuler.
Gozlukleri uçup oglandan uç metre oteye çimene dustu.

Oglan basini kaldirdi, gozlerinde derin bir aci gordum.

Kalbim burkuldu oglancik için. Ona dogru sekeledim, gozluklerini bulmak için emeklerken gozundeki bir damla yasi gordum.

Gozluklerini ona verirken "Serseri herifler" dedim.
Baska yapacak isleri yok sanki.
Bana bakti ve "Tesekkur ederim" dedi.
Kocaman bir gulumseme belirdi suratinda.

Gerçekten minnetkarlik ifade eden bir gulumseme idi.

Kitaplarini toparlamasina yardim ettim ve nerede oturdugunu sordu
Tesaduf ya, bize yakin oturuyormus. Neden daha once gozume çarpmadin diye sordum.

Daha once ozel okula gittigini soyledi.

Daha onceden ozel okula giden bir arkadasim yoktu hiç.

Hep beraber eve yollandik ve kitaplarinin bir kismini ben tasidim.

Arkadas olunacak birine benziyordu.

Arkadaslarimla beraber futbol oynamak istermisin dedim.
Evet dedi
Hafta sonunu beraber geçirdik, biraz daha tanidim Kayl'i, biraz daha ilindim ve arkadaslarimda ondan hoslandilar.

Pazartesi sabahi geldi, ve Kayl butun kitaplariyla okula donuyordu.
Durdurdum ve "Bu kitaplari hergun tasimakla guzel pazi yapacaksin" dedim.

Guldu ve kitaplarinin yarisini bana uzatti.
Ondan sonraki dort sene içinde Kayl ile çok iyi arkadas olduk.
Okulun son yilinda  koleje gitmeyi dusunmeye basladik.
Kayl Georgetown kolejine karar verdi, bende Duke kolejine gidecektim.
Arkadasligimizin sureceginden emindim ve aramizdaki kilometrelerin bunu etkileyecegini sanmiyordum.
O doktor olacakti, bende futbol bursuyla iktisat okuyacaktim.

Kayl sinif birincisiydi.
Her zaman onun hafizligiyla girgir geciyordum.
Sinif birincisi oldugu için mezuniyet toreninde onun konusma yapmasi gerikiyordu.

çok memnundum ortaya çikipta konusma yapmak bana dusmedigi işin.

Mezuniyet gunu Kayl'i gordum.

çok yakisikliydi kerata.

Lise boyunca gelisen ve benligini bulanlardandi Kayl.
Gerçekten olustu ve pazilasti ve gozlukler yakistida oglana.
Butun kizlar seviyordu onu, ve benden çok kiz arkadasi vardi.
Bazen kiskandim onu dogrusu.
Bugun o gunlerden biriydi.

Heyecanli oldugunu sezdim yapacagi konusma dolayisiyle.
Sirtina yapistirdim bir tane ve " Aslan oglan, becereceksin, korkma" dedim.
Bana o minnetkar dolu bakisiyla bakti ve gulumsedi.

"Tesekkurler" dedi
Bogazini temizledi ve konusmaya basladi:

Mezuniyet, bizlere buraya kadar gelmemize yardim edenlere tesekkur etme zamanidir.
Anneniz, babaniz, ogretmenleriniz, kardesleriniz, belki antrenorleriniz fakat en çok arkadaslarinizi

Birisiyle arkadas olmak o kisiye verebilceginiz en buyuk hediyedir.

Sizlere bir hikaye anlatacagim simdi.
Arkadasima inanilmaz bir ifade ile baktim, o,  kalabaliga bizim ilk tanistigimiz gunu anlatirken.
Tanistigimiz gunun hafta sonu intihar etmeyi pilanlamis megerse.

Annesi sonradan okula gidip aci içinde onun dolabini bosaltmak zorunda kalmasin diye, megerse ogun Kayl okuldaki dolabini tamamen bosaltmis ve eve tasiyormus.

Bana derinden bakti ve gulumsedi.

Sans olarak kurtarildim intihar etmekten.
Arkadasim beni kurtardi bu faciadan.
Topluluk mirildanmaya basladi yakisikli arkadasimin hayatinin en zor zamanini anlatmasina.

Annesi ve babasinin bana baktiklarini ve minnet dolu gulumsemelerini gordum.
O ana kadar durumun bu kadar onemli oldugunu anlamamistim.

Hareketlerinizin neticesini hiç bir zaman bosa vermeyin.

Kucuk bir mudahele, digerinin  hayatini tamamen degistirebilir.
Iyiye veya kotuye.

Simdi iki sey yapabilirsiniz: Bunu arkadaslariniza gonderebilirsiniz veya  Silebilirsiniz bilgisayarinizdan sizi hiç etkilememis gibi.

Gordugunuz gibi ben birinciyi sectim. Arkadaslar melekler gibidir, bizi ayaga kaldirirlar kanatlarimiz uçmayi unutunca.

Ne baslangiç ne de son vardir.

Dun tarihtir.
Yarin bulmaca.
Bugun hediyedir

 

 

 

ne yapalım yaşam böyle

Geleceğe dair düşünüp bir şeyler planlamak değildir sevgiliye özlem, planlarken hesap yapıp günü kaçırmak değildir aşkın çekici kuvveti. Aşk ve sevgide esas olan anı yakalamaktır, o duyguların beni törpülediği anda hissetmektir, aramaktır sevgiliyi, seni aramaktır. Günler sensiz bir şekilde bitip giderken sanki birer parçamı da beraberlerinde götürüyorlar her şeyin farkındayım. Her giden parçamda ömrümden bişeylerin eksildiğini fark ediyorum ama yüreğimden hiç bir şey eksiltmiyorum, buna izin vermiyorum seni yaşattığım yüreğimin senin sevgini büyüttüğüm yüreğimin tek parça kalması lazım, en azından sana kavuşana dek. Sanıyorum sana daha çok sevgiyle bağlanmamam için araya mesafeler sessizlikler koymaktasın, buna rağmen sana olan özlemimin ve sevgimin artmasına hayret etme. Seni severken ki imkansızlıklar beni yıldırmıyor ama insanların bu gibi durumlar için kullandıkları ve benim en çok kızdığım cümlelerden biri aklıma geliyor, ne yapalım yaşam böyle, bu cümleyle bir şeyleri anlatmaya kalkanlara hayret ediyorum, ben hiçbir şeyi, hiçbir anı es geçemem, yaşam öyleyse bende böyleyim, seviyorum seveceğim. Düşüncelerimin uzaklara daldığında, ellerimin klavyeyi kirlettiğinde, Pc de dönüp duran Hasret adlı şarkının her yeniden başlamasında, gökyüzü ile dünya arasında biryerlerde hissederim kendimi, arada kalmışım gibi, hiçbirine ait değilmişim gibi ama emin ol mutlu bir gülümseme oluşur yüzümde.               

 

 

Sen rüyalara inanır mısın?

Sen rüyalara inanır mısın? Anlatabilir misin hiç gitmediğin bir ormanı ? Uyku tutmayan gecelerde hayal kurar mısın? Sonra o hayallerin peşinden koşar mısın? Karanlığı ya da aydınlığı tarif edebilir misin ? Hatırlayabilir misin her gözyaşının sebebini? Kimsesizliğe katlanabilir misin ? Sebepsizce sevdiğini arayıp "canımsın" der misin? Yağmurda umarsızca ıslanır mısın? Ve inanır mısın her yağmurdan sonraki gökkuşağına? Bilir misin unutmayı ya da hiç aklında yokken hatırlamayı? Sahi sen "AŞK" a inanır mısın? Şiir tadında yaşamak, duyguların dillenişine şahit olmak, sevginin, aşkın dizelerden, sözlerden uzanıp yüreğinize dokunduğunu hissetmek ve hislerinizde yalnız olmadığınızı anlamak adına... Sen rüyalara inanır mısın? Anlatabilir misin hiç gitmediğin bir ormanı ? Uyku tutmayan gecelerde hayal kurar mısın? Sonra o hayallerin peşinden koşar mısın? Karanlığı ya da aydınlığı tarif edebilir misin ? Hatırlayabilir misin her gözyaşının sebebini? Kimsesizliğe katlanabilir misin ? Sebepsizce sevdiğini arayıp "canımsın" der misin? Yağmurda umarsızca ıslanır mısın? Ve inanır mısın her yağmurdan sonraki gökkuşağına? Bilir misin unutmayı ya da hiç aklında yokken hatırlamayı? Sahi sen "AŞK" a inanır mısın? Şiir tadında yaşamak, duyguların dillenişine şahit olmak, sevginin, aşkın dizelerden, sözlerden uzanıp yüreğinize dokunduğunu hissetmek ve hislerinizde yalnız olmadığınızı anlamak adına...

« Önceki ::